II. Tarım Gıda ve Beslenme Politikaları Zirvesi

Tarım, Gıda ve Beslenmenin Geleceği İçin Büyük Buluşma

GIFT, her sene gündemi değiştiren tarım, gıda ve beslenme buluşmalarının ikincisi, 6- 7 Kasım 2018’de, Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği (GTBD)’nin işbirliğinde, Ankara Swissotel’de gerçekleşti.

Türkiye ve yurt dışından pek çok uzman ve akademisyenin katılımıyla gerçekleşen programda, Türkiye’nin gıda sorunlarından, tarım ve hayvancılık politikalarına; iklim değişikliğinin tarımsal verim üzerine etkilerinden, tarımda alternatif enerji kaynakları ve akıllı teknoloji kullanımına pek çok başlık ele alındı; yanı sıra Türkiye’nin beslenme davranışları, beslenmeye dair efsane ve gerçekler tartışılarak bu alandaki politikaların oluşturulmasında bütüncül yaklaşım seçenekleri üzerine bilgi alışverişinde bulunuldu.

Konferans sonuç raporunu inceleyin.

Program ertesinde, diyetisyen katılımcılarla beraber bir çalıştay düzenlendi. Çalıştayda, besin değeri bilgileri, besin takviyeleri, şeker ve sağlığa dair tartışmalarına yer verildi. Diyetisyenler, şeker ve farklı şeker türleri ile ilgili endişeleri dile getirdiler ve insanların gıda takviyesine ihtiyaç duyup duymadıklarına dair sorular sordular. Soruları yanıtlayan Dünya Şeker Araştırmaları Organizasyonu Genel Müdürü Roberta Re, bilimdeki en son gelişmelere dair bilgiler verdi. Bununla beraber, FoodPharma Danışmalık Genel Müdürü Dr. Gert Krabichler ve Medical Centre Grhingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Manfred Eggersdorfer, gıda takviyelerinin sağlıklı yaşamı sürdürmek için nasıl yardımcı olabileceği konusunda bilgi aktardı.

NELER KONUŞTUK?

“Tarım, iklim değişikliğinden çok sert etkilenecek’’

Programın açılışını yapan GİFT Yönetim Kurulu Başkanı Samet Serttaş, başkanlık sistemiyle oluşturulan kurulların, politika yapımı bakımından önemine dikkat çekti ve sivil toplumun bu süreçlere sunacağı katkının hayati olduğunu dile getirdi.

Tarımın kaynak kısıtı nedeniyle pek çok riske açık olduğunu, özellikle de iklim değişikliğinden sert biçimde etkileneceğini belirten Serttaş, 10 yıl içinde iklim değişikliği kaynaklı verim kaybının yüzde iki olarak öngörüldüğüne vurgu yaptı.

“Gıda politikası, savunma sanayiinden çok daha önemli hale gelecek”

Programa, endüstri, sivil toplum ve akademik çevreler kadar, devlet kurumlarından da üst düzey ilgi ve katılım vardı. Açılış oturumunda bir konuşma gerçekleştiren Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu, yeni kurulacak havza sistemi hakkında bilgi verdi. Bu sisteme göre, Bakanlık öncelikle hangi ürün en verimli şekilde nerede ve nasıl yetiştirilir, ticaret için en iyi nasıl değerlendirilir tespit edecek; akabinde bu ürün için gerekli teşviği belirleyerek üretim sürecini takibe alacak. Sistemin bir diğer hedefi ise, Bakanlığın bilgi, deneyim ve uzmanlığını ihtiyaçları olan alanlarda çiftçilerle buluşturmak olacak. Kendi kendine yetebilen bir gıda politikasına sahip olan olmayan ülkelerin, hiçbir alanda güçlerini sürdüremeyeceklerini dile getiren Aksu, gıda teknolojisi ve güvenliğinin, savunma sanayi ve bilişimden daha önemli hale geleceği günlerin uzak olmadığına dikkat çekti.

İklim Değişikliği

Prof. Dr. Suat Irmak  Nebraska Üniversitesi Öğretim Üyesi

“Türkiye’de sıcaklıklar artıyor. Minimum ve maksimum sıcaklık değerlerinde artış var.  Ancak minimum sıcaklıkların artış hızı maksimum sıcaklığın artış hızından daha yüksek oranda. Kışın sıcaklıklar artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. İşte bunlar dünyadaki tüm canlıların yaşamlarını sürdürmeleri için zorunlu olan gıda, su ve çevre vb. temel yaşam kaynaklarını tehdit ediyor.”

“Küresel ısınma dünyanın her bölgesinde aynı etkiyi bırakmayacak. Yüksek enlemlerde sıcaklık artışı daha çok olacak. Küresel ısınma kaynaklı bölgesel hava değişiklikleri ölçülürse, iklim değişikliğinin tarım ve doğal kaynaklar üzerindeki etkisini azaltan daha iyi stratejiler de geliştirilebilir.

Prof. Dr. Levent Kurnaz, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

100 yılın sonunda içinde yaşadığımız bölgede yağış miktarı yüzde 30 azalacak. Bu yüzyıl bittiğinde Trabzon Adana gibi, Adana’da Kahire gibi olacak. İklim değişikliğinin getirilerine uyum sağlanmalı.  Birinci sırada tarım ve sulamayı uyumlu hale getirmek gerek.”

Dr. Mehmet Uğur Yıldırım, DSİ Genel Müdürlüğü İşletme ve Bakım Dairesi Başkanı

“Küresel ısınma neticesinde, taşkınlar ve kuraklık ortaya çıkıyor. Türkiye’de ortalama yağışların yüzde 40’ı kış, yüzde 26’sı ilkbahar, yüzde 24’ü sonbahar, yüzde 10’u yaz mevsiminde gerçekleşiyor. Fazla yağış sularını depolayarak kuraklığa karşı önlem alabiliriz. Boşa akan sonbahar ve kış yağışlarını, yazın ihtiyacın artmış olduğu yerlerde kullanabiliriz. Ayrıca, havzalar arası su transferi, ağaçlandırma, sulak alanların ve taşkın kontrol tesislerinin sayısını artırmak, şehir içme suyu şebekelerindeki kayıpları azaltılmak, atık suları arıtarak tekrar sulamada kullanmak gibi önlemler planlıyoruz.

Su kaynaklarının yeterli olmadığı yerlerde, su tüketimi fazla olan ürünlerin ekimine kısıtlama getirilmeli. Suya göre ürün oluşturma politikasını hayata geçirebilmek için, DSİ’nin Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlanması bir fırsat.”

Yusuf Cemil Satoğlu, TARSİM Genel Müdürü

“Davos Zirvesinin ekim ayı raporuna göre, 10 yıl içinde görülme olasılığı en yüksek risklerin ilk üçü, doğrudan ya da dolaylı olarak iklim değişikliği ile ilgili. İklim değişikliği Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Özellikle Güneydoğu, Akdeniz ve Ege Bölgelerinde hava sıcaklığında 4-7’C lik artışlar, ülke genelindeki toplam yağış miktarında 250-300 mm’ye varan azalmalar, kısa süreli ani yağış ve dolu olaylarında artışlar görülecek.”

Sara Marjani Zadeh, Su Uzmanı, BM Tarım ve Gıda Örgütü Asya Ofisi

Su kaynaklarının azlığı karşısında su talebinin artması ve toprağın giderek bozulması, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Asya bölgesindeki ana sorunları oluşturuyor. BM Gıda Tarım Örgütü (FAO)’nun yeni sloganı, ‘İklim değişiyor, dolayısıyla tarım ve gıda da değişiyor.’

Gıda Politikaları

Kamil Özcan, Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı

“Türkiye, hayvan protein tüketimi bakımından Avrupa ortalamasının altında. Ülkemiz, dünyada etin en pahalı olduğu ülkelerden biri. Nüfus sürekli artarken, hayvan sayısı azalıyor, bu yüzden et tedarik sürecinde dışa bağımlı hale geliyoruz. Et tüketiminde kendi kendine yetebilen bir ülke olabilmek için önlem alınması gerekiyor.”

Annemarie Kuhns, ABD Tarım Bakanlığı

 “Mevcut gıda fiyat şartları ve enflasyon tahminleri;  çiftçiler, gıda işlemcileri, toptancılar ve perakendeciler için yararlı bilgiler sağlıyor. ABD gıda fiyat enflasyonu tüketici fiyat endeksiyle hesaplanıyor. İlk adımda, bir temel yıl, ikinci adımda bir sepet ürün seçiliyor ve son aşamada fiyatlar aynı sepet içinde toplanıyor. Gıda, ABD’de hanehalkı harcamaları içerisinde konut ve ulaştırma ile birlikte üç büyük harcama kalemi arasında yer alıyor. Gelecekteki gıda fiyat enflasyonunu tahmin edebilmek için gıda tedarik zincirini temsil eden verileri seçin. Perakende gıda fiyatlarını etkileyen çeşitli faktörleri değerlendirin, gecikme koşullarını açıklayan otoregresif bir analiz kullanın.”

Harun Seçkin, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı

“Tarım sektörü, yaşadığımız yüzyılın en stratejik sektörü. Dünyada güvenilir gıda temini zorlaştığı için sürdürülebilir ve güvenilir gıda üretimi sağlamak önemli.

Biz,  Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü olarak, “Risk esaslı denetim” gerçekleştiriyoruz, gıdalarda kalıntı analizi yapıyoruz. Öte yandan, “En iyi denetçi tüketicidir” politikası ile Alo 174 gıda hattını kurduk.”

Tarımın Verimliliği

Abdülkadir Külahçıoğlu, Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği Başkanı

“Gıda güvencesinin en önemli etmenlerinden biri, verimli ve kaliteli tarım. Uluslararası ticaretin önünü açacak olan da bu. Ürünlerin miktarı, ekonomiyi de etkiler.

Türkiye’deki tarımın yüzde 80’i susuz arazilerde yapılıyor. Bu sebeple yağışlar önemli. Nüfusu besleyecek sürdürülebilir uygulamaları mutlaka hayata geçirmek gerek. Sanayicilerin hem tüketicilere uygun üretimi sağlaması, hem de üretimde yurtdışı piyasalarıyla rekabet edebilir durumda olmasından dolayı dengeli fiyat politikası oluşturulması lazım. Bu noktada, Toprak Mahsülleri Ofisi ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın fiyat belirlemede önemli bir etken olacağını düşünüyorum.”

Kamil Özcan , Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı

“Köylerin yaşam kalitesi düşerken, şehirlerinki artıyor. Öte yandan, çiftçiler üretim yapacak durumda değil, yapabilseler bile yeterli ücret alamıyorlar. İklim değişikliğinin etkilerini değerlendirebilecek ve buna yönelik önlem alabilecek çiftçiler de yok. Böylece şehirlere gitme arzusu artıyor, köyler boşalıyor.”

Çiftçi-İşleyici Diyaloğu

Abdülkadir Külahçıoğlu, Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği Başkanı

“Çiftçiden aldığımız ürün elimize homojen olarak ulaşmıyor. Biz de fiyat ve kalite arasında dengeleme yapmakta zorlanıyoruz. Ürünün tohum bazlı fabrikalara homojen olarak gelip işlenmesi; çiftçilerin de kaliteli üretimlere ve tohumlara yönlendirilmesi gerekiyor.”

Sulama

Prof. Dr. Suat Irmak, Nebraska Üniversitesi

“Pivot teknolojisi, tarımsal sulama alanında dünyanın en gelişmiş sistemlerinden biri. Sistem; az su kullanıyor, işçilik giderlerini minimumda tutuyor, toprakta var olan organik materyallere zarar vermiyor, aşırı su kullanımından kaynaklı çoraklaşma ve erozyon riskini de en aza indiriyor.  Pivot’un yanı sıra, tarlanın bütününe yapılan alışılagelmiş sabit düzeyli uygulama yöntemleri yerine, küçük toprak ve bitki kısımlarına kendi gereksinimleri kadar gübre/ilaç, farklı derinlikte toprak işleme, farklı normlarda ekim, farklı düzeylerde sulama ve drenaj uygulayan, böylece daha ekonomik ve çevreye duyarlı üretimi hedefleyen yöntemler de var.

“Çiftçiler, gıda üreticileri ve devlet kurumları, yaşam boyu eğitim anlayışı ile güncel trendlerle ilgili bilinçlendirilmezse, teknolojik gelişme ve bilimsel araştırmaların bir faydası yok.”

Mutlu Doğru, Adana Çiftçiler Yönetim Kurulu Başkanı

Çukurova, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölge. Tatlı su kaynaklarındaki su miktarı azalacak, bu da tarımı olumsuz etkileyecek. Naranciyenin yüzde 80’i, buğdayın yüzde 15’i, pamuğun yüzde 40’ı, soyanın yüzde 87’si, yer fıstığının yüzde 92’si ve dünyanın en kaliteli mısırının yüzde 38’ine öncü olan Çukurova için, kamu, gerekli tedbirleri almalı.

Mevcutta kullanılan yöntemlerden olan açık kanal ve kanalet sistemleri, suyun buharlaşmasına neden oluyor. Devlet, kapalı sistemli basınçlı sulama yöntemlerine yatırım yapmalı.”

Tarımda Alternatif Enerji Kaynakları

Serhan Süzer, Eko Grup Yönetim Kurulu Başkanı

“İklim değişikliği savaşının en önemli unsuru yenilebilir enerji. Eko Grup olarak enerji bağımsızlığı için yüzde 100 yerli güneş paneli üzerinde çalışıyoruz. Tarım ve yenilebilir enerji ikilisine insanlar önyargılı yaklaşıyor oysa bunlar birbirlerini tamamlıyor. Elimizde büyük fırsat var. Doğanın nimetlerinden teknolojiyle faydalanabiliriz. Eğitim çok önemli, çiftçilerimizin ne kullanabileceklerini bir şekilde anlatmalıyız. Herkesin devrede olması lazım. Bankalar bu noktada çok kritik. Şube bazında birebir bu teknolojileri kullanıma açık hale getirebilecek bireysel kredilerin çıkması önemli.”

Tarım Politikaları

Yusuf Cemil Satoğlu, TARSİM Genel Müdürü

“Tarım ekonomisinin sürdürülebilir olması için, çiftçilerin tarım sigortaları mutlaka yaptırılmalı. Tarım sigortasının devlet desteği olmadan yapılması mümkün değil. Türkiye’de prim-hasar desteği modeli söz konusu ve bu örnek bir model. Bu modelde, devlet hem üreticinin ödeyeceği primin büyük bir bölümünü karşılıyor hem de katastrofik bir risk hasarı doğması durumunda garantörlük üstleniyor. Çiftçi kayıt sistemi de bu işin olmazsa olmazı. Çiftçinin, devlet desteğinden yararlanabilmesi için önce, üretici kaydının yapılması gerekiyor.”

Neptün Soyer, Köy-Koop Genel Başkanı

Ekonomik kalkınma noktasında en eski tarımsal kalkınma kooperatifiyiz. Farklı sınıflandırmalara göre, üç ayrı bakanlıkla muhatabız ve üç ayrı yasamız var. Bu, gücümüzü azaltıyor. Yatay örgütlenmede çoğalıyoruz ama iş üretime geldiği zaman, herkes kendi menfaatini düşündüğü için ekonomik anlamda bir yol kat edemiyoruz. Kooperatifçiler teşvik edilmeli ve tarım alanları kooperatiflere devredilmeli.

Avrupa’da tarım üretiminden yüksek destek alabilmek ve çiftçinin çıkarlarının korunabilmesi için kooperatiflere başvurulması bir zorunluluk. Buradaki amaç sadece çiftçiler arasında işbirliğini sağlamak, üretimi güçlendirmek değil, ulusal boyutta bir çıkar beklentisidir. dedi. Öte yandan, kooperatifler arası rekabetin önüne geçilmeli çünkü biz birbiriyle güç birliği yapacak yapılarız. Birleşme istiyoruz çünkü bu ülkenin geleceğine inanıyoruz.”

Peter Bohlen, Almanya Ankara Büyükelçiliği Gıda ve Tarım Müsteşarı

 “Almanya’da 2 bin 100 tarımsal kooperatife bağlı 364 bin çiftçi var. Bu kooperatiflerin yıllık cirosu 63 milyar Euro. Bu ciro, Almanya’nın toplam tarımsal cirosunun yaklaşık yüzde50’si. Tarımsal üretimde nicelik ve nitelik artışı için kooperatifler önemli rol oynuyor. Homojen ürünlerin verimli bir şekilde elde edilmesi yine önemli. Kalite, güvenlik ve denetim en öncelikli konularımız. Almanya’nın kooperatif kökenli ürünleri, hem yurtiçinde hem de yurtdışında ticari ortaklar ve tüketiciler tarafından çok değerli bulunuyor.”

Coşkun Yıldırım, Tabit A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

“Yıllar boyunca köyleri dolaştık; çiftçinin yaşadığı sorunları yerinde tespit edip, onların iletişim araçlarını kullanarak ihtiyaç duydukları bilgi ve finansal desteğe ulaşabilmesini sağlayacak çözümler geliştirdik.  2012 yılında hayata geçirdiğimiz Vodafone Akıllı Köy Projesi ile,  çiftçilerin kırsal hayatın her aşamasında yaşadığı sorunların önüne geçecek dijital dönüşümü başlatmak adına bir platform oluşturduk.

Politikaları hayata geçirecek çiftçinin pozisyonunu bilmeden, makro politika üretebilmek mümkün değil. Çiftçiyi tanımak ve çiftçiliği prestijli hale getirmek lazım. Biz, köyde çiftçi gibi yaşayarak, çiftçi gibi çalışarak ve en önemlisi çiftçi gibi hissederek eriştirebilir teknoloji geliştirdik.”

Tarımda Yeni Teknolojiler

Erol Eşmen, Dekalb Teknoloji Geliştirme Lideri

“Hassas tarımın en önemli özelliği, uygun ürününün, uygun tarlalarda, uygun zamanda ve uygun miktarda ekilmesininin sağlanması. Biz, her bir lokasyon için 100-150 dekar büyüklüğe sahip ekim arazilerinde hassas tarım uygulamaları gerçekleştirdik. Bu sayede, hem yeni tohum çeşitlerinin seçimi için ideal ortamı oluşturduk hem de agro teknik denemeler ile tarımda kullanılmaya başlayan ve başlayacak olan yeni teknolojileri test etme fırsatını yakaladık.”

Beslenme Alışkanlıkları

Christopher Shanahan, Frost& Sullivan Tarım ve Beslenme Direktörü

“Gıda, tarım ve beslenme sektörünün toplam küresel ekonomideki payı üçte bir oranından daha az. Ancak tüm değer zincirini düşünürsek katkısı ve etkisinin çok daha fazla olduğunu görüyoruz.

Günümüzde tüketicilerin gıda güvenliği, sürdürülebilirliği ve sağlıklı gıda temini ile ilgili talepleri artıyor. Özellikle daha az katkı maddesi içeren ve olabildiğince az işlenmiş gıdalara olan talep yükselişte. Öte yandan, dondurulmuş ve konserve gıdalara yönelim azalıyor. Ancak üreticiler bu değişim süreçlerine uyum sağlamaya çalışırken maliyet, kapasite ve inovasyonla ilgili sorunlar yaşıyor. Bizler bu aşamada devreye giriyoruz. Değişime uyum sağlama ve yenilikleri takip edip uygulama noktasında destek oluyoruz.”

Dr. Gert Krabichler, FoodPharma Danışmalık Genel Müdürü

“Sağlıklı bir beslenme, dengeli beslenmeyle doğru orantılı ancak bunu sürdürmek çoğu insan için mümkün olmuyor. Genellikle, sebze, meyve ve lif tüketimi çok düşük seyrederken, tuzlu krakerler veya şeker içeriği yüksek yiyeceklere eğilim mevcut. Bu sebeple birçok kişi, ihtiyacı olan kalori miktarını aşıyor. Hayatınızda yeme alışkanlıklarınızı gözden geçirerek, öğünlerde neler yediğinizi, öğün arasında açlığınızı bastırmak için ne tükettiğinizi sorgulayıp kaydetmeniz lazım. Bu kayıtlarda, sağlıksız gördüğünüz besinleri sağlıklı gıdalarla değiştirmeniz sizin lehinize olur.”

Tanju Cepheli, Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği (GTBD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı

“Sağlığımız için mineral ve vitaminlere ihtiyaç var. Bu doğadaki yiyeceklerde de var. Ancak, yaşam koşullarında bunları tüketmek zorlaştığından dolayı burada takviye edici gıdalar devreye giriyor. Doğal beslenmenin yerini almamakla birlikte, destek sağlıyor.”

Daiki Ninomiya, Ajinomote

“Acı, tatlı, ekşi ve tuzludan sonra 5’inci tat olarak kabul edilen ve yemeklerin lezzetini artıran Umami’nin satışını başlatacağız. Böylece sodyum tüketimini yüzde 30 oranında azaltabilir ve daha sağlıklı beslenebiliriz.”

Prof. Dr. Paul Gately, Leeds Metropolitan Üniversitesi

“Obezite, çok karmaşık bir sorun. Obeziteli çocuklar, kilo verme problemlerinin yanı sıra, sosyal, psikolojik ve fiziki başka problemlerden de muzdaripler. Bu çocuklar, obezite problemini yaşayarak yetişkin oluyor. Normal kilodaki çocuklara göre sekiz kat daha fazla olan bu çocuklar, obeziteyi deneyimlerken yetişkin oluyorlar.

Obeziteyi engelleme ve sağlıklı beslenme konusunda hükümet, devlet kurumları, özel sektör, üniversiteler, gıda firmaları, STK’lar gibi çok farklı paydaşların sorumlulukları var. Fakat bunların hepsi, birbirinden bağımsız çalışmalar yürüttükleri için obeziteyle mücadelede etki sağlanamıyor. Önemli olan, farklı çözüm yolları geliştirmekten çok, birlikte hareket edebilmek. Mücadelede ilk adım, hastaların düşünce yapısını formatlayarak davranış değişikliği sağlayabilmek olmalı.  Biz bu çerçevede, 2015’ten beri Leeds Beckett Üniversitesi’ndeki ekip üyeleriyle beraber, obeziteye karşı mücadelede yerel bölgelerde uygulanabilir politikalar geliştiriyoruz; böylelikle kaynak ve ihtiyaçların en verimli şekilde kullanılmasını sağlıyoruz.”

Beslenmede Doğru Bilinen Yanlışlar

Roberta Re, Dünya Şeker Araştırmaları Organizasyonu Genel Müdürü

“Şekerin kendisi değil; kullanılan miktar tehlikeli. Bu kapsamda, glikoz ya da früktozun fazla tüketilmesi vücutta çeşitli sorunlara yol açabilir. Her iki madde de vücutta farklı şekilde depolanıyor. Vücutta insülin salgılamasına neden olan ve karaciğerden geçerek glikojene dönüşen glikozun fazla tüketilmesi insülin direncini artırır. Doğrudan karaciğere yönelen früktozun işlendikten sonra fazla miktarda alınmış kısmı, direkt yağa dönüşür.

Şekeri değerlendirirken, yiyecek ve içeceklerdeki muhtevasına, kişinin aldığı enerji miktarına, metabolizmasına bakılması gerekiyor. Sıvı kaloriler, katı kalorilere göre daha kolay tüketilir. Bu da yeme alışkanlıklarını etkiler. Şekerden bağımsız şekilde yüksek kalorili yiyecekleri tüketerek kilo alınması mümkün. Örneğin 450 kalorilik bir içecek içtikten sonra eve vardığınızda halen yemek yiyebilirsiniz. Fakat 450 kalorilik bir kek dilimini yedikten sonra eve gidince büyük ihtimalle kendinizi aç hissetmeyecek ve yemeyeceksiniz. Bahsettiğimiz kalori ve şeker içeriğinin aynı olmasına rağmen iki farklı yiyecek ve içecek kişinin günlük diyetinde farklı sonuçlar yaratabilir.”

Prof. Dr. Muraleedharan Nair, Michigan State Üniversitesi

“Fonksiyonel gıda, temel beslenmenin yanı sıra, sağlığa faydalı olan ya faydalı olacak şekilde geliştirilmiş gıdalardır. İnsanlar günümüzde, besin tercihlerinin değişmesinden dolayı, vücudun temel gereksinimlerinin sağlanması ve bazı hastalıkların oluşum riskini azaltıcı, ya da tedavi edici etkiye sahip gıdalara yöneliyor. Kronik hastalıkların görülme sıklığı önemli ölçüde arttı; yanı sıra, obezite, diyabet ve kalp-damar rahatsızlıkları artık önemli bir sağlık sorunları kategorisinde. Fonksiyonel gıdalar bu tarz hastalıkları önleme ve yönetmeye yardımcı.”

Prof. Dr. Manfred Eggersdorfer, Medical Centre Grhingen Üniversitesi

“Mikro besin maddeleri metabolizmanın düzgün çalışması ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinde çok farklı süreçlerde rol alıyor. Bu yüzden, folik asit, Omega 3, B, C, D ve E vitaminleri, bir diğer deyişle, posa içeren besinlerin yeterince tüketilmesi gerekiyor.

Omega-3 yağ asitleri, hafıza ve diğer beyin fonksiyonlarının çalışmasında çok önemli bir görev üstleniyor, yanı sıra; alzhemier, bunama, ani kalp krizleri ve ani ölümlerin önlenmesinde de yardımcı. Dünyada,  omega 3 eksikliğinden nedeniyle, dakikada bir, iki kişi hayatını kaybediyor.

Vücuttaki kemiklerin güçlü kalabilmesi için D vitamini tüketmek de çok önemli çünkü D vitamini kalsiyum ve fosforun emilimine yardımcı oluyor. Türkiye’de gözle görülür bir D vitamini eksikliği var. Cildin, güneş ışınlarını sentezleyerek D vitaminine dönüştürmesi yeterli değil bu yüzden, ve D vitamini takviyesinin alınmasında fayda var.”

Tüketicilerin Korunması

IGI Food Consulting (IGI Gıda Danışmanlığı)’ndan Izabela Tanska:

“AB sağlık ve beslenme beyanlarının detaylı olması gerekiyor. Beyanların, yanlış, muğlak, yanıltıcı bilgiler içermemesi, diğer gıdaların güvenliği ve beslenme yeterliliği hakkında şüphe uyandırmaması, genel kabul gören bilimsel verilere dayanarak hazırlanması da önemli bir gereklilik.

Mevzuatlarla teşvik edilen gıdalar, tüketiciler tarafından, bu tür besin maddelerinin beslenme, fizyolojik veya başka bir sağlık avantajına sahip olduğu şeklinde algılanabilir. Bu durum, tüketicileri bilimsel tavsiyelere ters düşecek şekilde besin maddelerini veya diğer maddelerin alımını doğrudan etkileyen seçimler yapmaya teşvik edebilir. Bu durumu bertaraf edebilmek için belli ürünlerle ilgili kısıtlamalar getirilebilir.”

Oğuz Şahin, Ticaret Bakanlığı

“Tüketiciler son 10 yıldır en çok gıda ve gıda takviyeleri hususunda şikayette bulunuyor. Bu sektörde, kurallara uymayan firmaların yanı sıra, spesifik problemleri çözeceğini iddia eden ve bu durumu kötüye kullananlarla da mücadele ediyoruz. Tüketicilerin evrensel temel haklarından en önemlisi “bilgi edinme hakkı”. Tüketicinin korunmasında temel unsur, tüketicinin aldatılmaması. Bizler bunun için çalışıyoruz. Eksik bilgilendirme de, yanlış bilgilendirme kadar önemli bir problem. Bu konularda tüm bakanlıklar ortak bir çalışma yapmalı.”

Emel Molla, Gıda işletmeleri ve Kodeks Daire Başkanlığı, Gıda Yüksek Mühendisi

“Türk Gıda Kodeksi Avrupa Birliği’ndeki değişimler çerçevesinde beslenme ve sağlık beyanları yönetmeliğini yayımlandı. Bu yönetmelikte,  9 adet besin ögesi mevcut. 58 adet sağlık beyanı üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.”

Nurcan Akad, Zarakol Genel Müdürü

“Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasında tüketicilerle kurulması gereken iletişim, sadece bakanlıklara bırakılmayacak kadar önemli bir konu. Bütünsel bir iletişim dili yaratılamıyor. İletişim çok çeşitli mecralardan yürüyor, kaynaklar ise birbirinden çok bağımsız ve çelişkili seyrediyor. Özellikle internette olumsuz içeriklerin hızlı yayılması çok kolay. Bu  bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi adına, tüm kesimlerden gelen eonformasyonun; iletişim uzmanları tarafından uygun bir anlatım diline dönüştürülerek, kamuoyuna aktarılması gerekiyor.”

Prof. Dr. John. P. Foreyt, Baylor College of Medicine

“Sağlıklı beslenme ve spor, yükselen trendler olmasına rağmen, dünyada 2 milyar insan aşırı kilolu ve yaklaşık 600.000 milyon insan da obezite sorunu yaşıyor. Çevremizi saran yüksek kalorili gıdaların yanı sıra, yoğun iş temposu, şehir hayatı ve stres dolayısıyla, yemek hazırlayacak vakit bulamamak günümüzün en büyük sorunlarından biri. Dünyadaki beslenme politikaları ve insanların alışkanlıkları değişmezse, 2030’a kadar dünya nüfusunun yarısından fazlası obez olacak.

Daha iyi beslenebilmek, fiziksel aktivite sıklığımızı artırmak ve bu alışkanlıklarımızı sürdürebilmek için dört temel staratejiye ihtiyacımız var: Öncelikle yediklerimizi ve fiziksel aktivitelerimizi kayıt altına almamız gerekiyor. İkinci adımda, dengeli bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemenin önündeki engelleri saptamak; üçüncü adımda stres, kaygı, depresyon ve yalnızlık gibi bazı yemeye iten faktörleri yönetmeye odaklanmak; dördüncü adımda ise, benimsediğimiz yeni ve dengeli yaşam tarzını sürdürmeyi sağlayacak sosyal desteği almak çok önemli. Ayrıca, ailece egzersiz yapmak ya da sosyal kulüplere ve gruplara katılmak süreci yönetmeye önemli katkılar sağlıyor.

Beslenme davranışların değiştirilmesinde hükümetler önemli rol oynuyor ancak bunu tek başlarına başaramazlar. Hükümet bunu işe yarar hale getirmek için endüstriyle, yemek şirketleriyle diğer sosyal kuruluşlarla beraber çalışmalı. Şeker vergisi uygulamak yiyeceklere bazı etiketler yerleştirmek gibi uygulamalara gidilebilir.”

Prof Dr. Gülden Pekcan, Hasan Kalyoncu Üniversitesi

“Biz, gıda, tarım ve beslenme politikalarını birlikte düşünüyoruz ancak bu üçü diğer ülkelerde ayrı ayrı ele alınıyor.  BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün toplantısında, bu ayrışmış yaklaşımın bütünleştirilmesi adına, Sağlık ve Tarım Bakanlığı’nın evlendirilmesi gereğini vurgulayan bir yaklaşım ele alındı.”

Dünya Sağlık Örgütü’nün besin öğesi alımıyla ilgili hedefleri var. Bu hedeflerle Türkiye’deki durumu kıyasladığımızda, karbonhidrat alımının düşük, yüzde 10 olması gereken şeker tüketiminin yüzde 13 ila yüzde 45 aralığında seyreden yükseklikte olduğunu gördük. Öte yandan, D vitamini, kalsiyum, çinko, b12, magnezyum gibi vitamin ve minarellerin alımında düşüklük var. Bu noktada, süte D vitamini katılması, ekmeğe demir ve folik asit eklenmesinin Sağlık Bakanlığı ve ve Tarım Bakanlığı paydaşları arasında ele alınması fayda sağlayabilir.

Besin ve beslenme politikalarının uygulanabilmesi için mutlak surette bilgi sistemine ihtiyaç var. Ülkede bilgi akışının çok güçlü olması gerekiyor. Güncel araştırmaların takip edilmesi gerekiyor. O zaman politikalarımız çok daha güçlü hale gelir.  Politika oluşturma ve faaliyetlerin yürütülmesinin bütüncül bir yaklaşım içinde bir örgüt tarafından düzenleniyor olması ve bu örgütte bakanlıkların, sivil toplum kuruluşlarının, yanı sıra gıda-sanayi kuruluşlarının temsil edilmesi önemli.”